Tarım ve Hayvancılık

Tarım

Türkiye genel olarak dağlık bir arazi yapısına sahiptir. Türkiye’de arazilerin %55,9’u 1.000 m’nin üstünde yükseltiye ve %62,5’i %15’ten daha fazla eğime sahiptir. Hakim rüzgârların ve bunların getirdiği deniz etkisinin altında olsa da kuzeydeki ve güneydeki sıradağlar nedeniyle Türkiye’nin iklim özellikleri ile yeryüzü şekli özellikleri arasında sıkı bir bağ vardır. Türkiye’nin arazi yapısı ile buna bağlı olarak değişen iklim özellikleri farklı coğrafi bölgelerin, bunların içinde de mikro klimaların oluşumunu mümkün kılmıştır. Türkiye’de toplam arazinin %24,5’i I+II+II. sınıf topraklardan oluşmaktadır. Bu kaliteli üç sınıf toprak içinde tarım topraklarının payı, %90’dır. Türkiye’nin 77,9 milyon hektar olan toprak varlığının 26,3 milyon hektarını tarım arazileri oluşturmaktadır. Türkiye’de özel mülkiyete dayalı küçük aile işletmelerinin hakim olduğu bir tarımsal yapı mevcuttur. İşlenen arazilerdeki genişlemeyle birlikte, işletme sayısı da artmış ve ortalama işletme arazisi 60 dekar civarına yükselmiştir. Özellikle miras ve arazi hukukunda yapılacak düzenlemelerle ortalama işletme arazisinin daha da artması söz konusu olabilecektir.

 Türkiye’nin toplam nüfusu artmasına rağmen tarımla uğraşan nüfusun azalması ve %23,2 oranına düşmesi kırsaldan şehirlere göçün bir göstergesidir. Aynı şekilde istihdam artmış olması- na rağmen tarım sektöründe istihdam azalmış ve %25,5 olmuştur. Tarımdan elde edilen gelirin 62 milyar TL civarına çıkmasına rağmen milli gelir içindeki payı azalmıştır.

Türkiye’nin 2015 yılı ikinci çeyrek büyüme rakamları 10 Eylül 2015 günü TÜİK tarafından açıklanmıştır. Yılın ikinci çeyreğinde Türkiye ekonomisi bir önceki yılın aynı dönemine göre sabit fiyatlarla yüzde 3,8 oranında büyüme gösterirken, tarım sektörü yüzde 6,7 oranında büyümüştür. Altı aylık rakamlara bakıldığında Türkiye ekonomisi yılın ilk yarısında yüzde 3,1 büyüme gösterirken, tarım sektörünün yüzde 5,2 büyüme gösterdiği görülmektedir. Türkiye’nin 2002 yılında 4 milyar dolar olan tarımsal ihracatı, dört kat artarak 2015 yılında 16 milyar dolara ulaştı.

 Türkiye tarımsal üretiminin önemli bir kısmını iç tüketimde değerlendirmektedir. İhraç edilen tarım ürünleri genel olarak dünya üretiminde önde olduğumuz ürünlerdir. Fındık, vişne, kiraz, haş- haş, incir ve kayısı gibi dünya sıralamasında birinci olduğumuz ürünler dışında diğer ürünlerimizin dış satımından yaklaşık 15 milyar dolar gelir elde edilmiştir. Bunun genel ihracattaki payı ise %10 civarındadır. Diğer yandan 17 milyar dolar gibi bir tarım ürünü ithalatı söz konusu olmaktadır. Bu üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.

Tarım sektöründeki dış ticaret açığının en büyük nedeni, uluslararası sınıflandırmada tarım ürünleri dış ticaretinde yer alan sanayi sektörünün kullandığı tarımsal ham maddelerin bulunması olarak gösterilebilir. Ancak tarım sektöründe yaşanan yapısal sorunlar yanında, tarıma dayalı sanayinin ham madde ihtiyacını karşılamada yetersizlik ve değişen tüketici talepleri tarımsal dış ticaret açığını önemli ölçüde etkilemektedir. Mevcut potansiyeller dikkate alındığında, tarım sektöründe yaşanan dış ticaret açığının sektö- rün en büyük sorunlarından biri olduğu anlaşılmaktadır. Uluslararası ekonomik göstergelere bakıldığına, tarımsal ekonomik büyüklükte dünyada 7 nci sırada olan Türkiye’nin, ihracat sıralamasında 23 üncü sırada olması, bu durumu daha da iyi açıklamaktadır.

Tarım sektöründe yeni teknolojilerin benimsenmesinde en önemli faktör üreticilerin gelir düzeyidir. İşletme büyüklüğü verimliliği etkilerken yeni teknolojilerin benimsenmesi ve kullanılmasını etkiler. Küçük çaptaki aile işletmelerinde emek verimliliğinin düşük olması gelir düzeyini de etkilemektedir. Bu durum da yeni teknolojilerin benimsenmesi ve kullanılmasını geciktirmektedir. Ancak üreticinin eğitim düzeyi bazen küçük işletmelerde bile yeni teknolojinin kullanılmasını olumlu yöndeetkilemektedir.

FAO verilerine göre dünya genelinde tarımsal araştırma ve geliştirme faaliyetlerine ayrılan kamu kaynakları artmaktadır. Özel sektörün ise tarımsal AR-GE’ye daha fazla yatırım yapacağı beklenmektedir. 1981 yılında 16 milyar ABD Doları olan kamu yatırımları, 2000 yılında 23 milyar ABD Doları’na yükselmiştir. Aynı dönemde özel sektör AR-GE yatırımları daha fazla artarak 16 milyar ABD Doları’na ulaşmıştır. Toplam AR-GE yatırımlarında özel sektörün payı yüzde 40’a yükselmiştir. Kamu AR-GE yatırımlarının yüzde 50’si ABD, Japonya, Çin, Hindistan ve Brezilya’dan oluşan 5 ülkede yapılmakta, özel sektör yatırımları ise daha çok gelişmiş ülkelerde yapılmaktadır. Tarım sektöründe Ar-Ge yapan özel sektör oldukça az bulunmaktadır. Bunu geliştirme için TUBİTAK, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından KOBİ’ler ve daha büyük şirketler için Ar-Ge proje destekleri vermektedir.

Dünya’da GSYH’den Ar-Ge’ye ayrılan pay ortalama %3 ‘ün üzerinde iken Türkiye’ de bu rakam % 0,86 seviyesindedir. 2023 hedefleri doğrultusunda %3 seviyelerine ulaşılması düşünülmektedir.

Sektörün Güçlü Tarafları

  • İklim ve toprak yapısının, her türlü bitkisel üretimin ve hayvan yetiştiriciliğinin ekonomik olarak yapılmasına uygun olması
  • Tarım topraklarının henüz kirletilmemiş olması
  • Anadolu'nun dünyanın en zengin biyo çeşitliliğine sahip olması
  • Tarımsal ürün ithal eden ülkelere (Ortadoğu, Kuzey Afrika, AB ve Kafkaslar) yakınlık ve gıda potansiyelinin yüksek olması
  • GAP, DOKAP ve DAKAP gibi topyekun kalkınmaya odaklı bölgesel projelerin olması ve bu projelerin su kaynaklarının etkin kullanılmasına ve sulama alanlarının geliştirilmesine yönelik olması
  • AB'ye üyelik sürecinde tarımla ilgili hukuki mevzuatların iyileştirilmeye başlanması

Sektörün Zayıf Tarafları

  • Üretimin büyük oranda tabiat şartlarına bağlı oluşu ve risklerin öngörülememesi
  • Tarımsal üretimde kullanılan girdilerin pahalılığı ve bilinçli kullanılamıyor olması
  • Tarım-sanayi entegrasyonunun sağlanamaması
  • Ulusal ve uluslararası pazarlarda marka oluşturan güçlü yerli firmaların azlığı
  • Tarımsal işletmelerin büyük çoğunluğunun küçük ölçekli ve arazilerinin parçalı olması
  • Tarımsal araştırma ve teknoloji oluşturmada yetersizlik, mevcut olan araştırma bulgularının ve tekniklerinin üreticiye ulaştırılmasındaki problemler
  • Plansız ve düzensiz bir şekilde köyden kente göç sonucunda tarım ile uğraşan kesimin yaş ortalamasının yüksekliği ve eğiliminin azalması

Hayvancılık

Ülkemizde son yıllarda hayvancı sayısı ve et üretimi açısından yaşanan olumlu gelişmeler devam etmiş, ancak et fiyatlarında bir düşüş sağlanamaması üzerine 2015 yılında sıfır gümrüklü hayvan ve et ithalatı yeniden gündeme gelmiştir.

 Bu konudaki gelişmeler şöyledir;

Toplam tahmini kırmızı et üretimi II. Çeyrek döneminde 261 bin 871 ton olmuştur.

Toplam kırmızı et üretimi, bir önceki döneme göre yüzde 24.4, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 19.9 oranında artmıştır.

Sığır eti üretimi, bir önceki döneme göre yüzde 24.4, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 20.9 oranında artarak 229 bin 549 ton olmuştur. 

Koyun eti üretiminde ise bir önceki döneme göre yüzde 36.3, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5.1 oranında artış gerçekleşmiştir. Koyun eti üretimi 24 bin 653 ton olarak tahmin edilmektedir.

Et fiyatları AB’ nin iki katına çıkarak Et ve Süt Kurumu 550 ton ve 3 bin 200 ton olmak üzere iki ithalat ihalesi gerçekleştirmiştir. Halen et fiyatları, AB ülkelerindekinin yaklaşık iki katıdır. Türkiye’de 1.400 liranın üzerinde seyreden buzağı fiyatı, AB’de ortalama 270 euro yani 825 TL seviyesindedir.

2015 yılında kırmızı ette yüzde 30’a ulaşan yıllık fiyat artışının gıda enflasyonuna olumsuz etkisini azaltmak için gündeme gelen önlemler kapsamında, Et ve Süt Kurumu’nun AB menşeli 4.940 ton besilik / kasaplık büyükbaş canlı hayvan ve 19.100 ton büyükbaş karkas etin gümrük vergileri 2015 yılı için sıfırlanmıştır.  Et ve Süt Kurumu’nun 2.260 ton besilik materyal ithalatında uygulanmakta olan yüzde sıfır verginin de devam etmesi kararlaştırılmıştır.