Enerji ve Dağıtım

Enerji tüketimi açısından ilk 20 ülke arasında yer alan Türkiye, üretimde ise 19’uncu sırada yer almaktadır. Türkiye, toplam enerjisinin yüzde 43’ünü doğal gazdan, yüzde 25’ini kömürden, yüzde 25’ini hidroelektrik santralinden ve geri kalan kısmını da rüzgar ve diğer yenilebilir enerji kaynaklarından elde etmektedir. Elektrik talebi son 10 yılda yıllık ortalama yüzde 9 artış göstermiştir. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, enerji sektörüne 2035’e kadar toplam 42,2 trilyon dolar yatırım yapılacağı tahmin edilmektedir. Söz konusu yatırımların 17 trilyon dolarının elektriğe, 9,4 trilyon dolarının petrole, 8,5 trilyon dolarının gaz sektörüne, 0,8 trilyon dolarının kömür sektörü ve 6,5 trilyon dolarının ise yenilenebilir enerji sektörüne ayrılması planlanmaktadır.

Türkiye’de ekonominin gelişmesine paralel olarak enerji talebi artarken, enerji ithalatı, cari açıktaki artışta en önemli kalem haline geldi. Fosil kaynaklar bakımından komşuları kadar zengin olmayan ancak coğrafi konumu itibarıyla su, güneş, jeotermal ve rüzgar potansiyeliyle birçok ülkeye nazaran avantajlı konumda bulunan Türkiye’de firmalar da bir süredir enerji yatırımlarını geleceğin kaynağı olan yenilenebilir enerjide şekillendirmeye başlamıştı. Bu doğrultuda su, güneş, rüzgar ve jeotermalde yatırımlar artmaya başladı. Lisanssız Elektrik Üretim Derneği’nden (Li-Der) alınan bilgilere göre; 2014 Mart ayı itibariyle rüzgar, güneş, biyokütle ve kojen ile ilgili toplam 1710 başvuru alındı. Bunlardan toplam 390.743 kW’lık 928 başvuru olumlu sonuçlandı. Lisanssız HES’ler konusunda ise Devlet Su İşleri’nin (DSİ) kendi mevzuatlarındaki değişiklikler bekleniyor.

Çıkarılan yönetmelikle, rüzgar enerjisi alanında ürün seçenekleri artarken, kWh başına maliyet azaldı. Fabrikalar artık 2.5 ila 3 MW’lık rüzgar türbinini lisanssız elektrik üretimi kapsamında kurabilecek. Güneş enerjisi üretiminde ise aynı alanda daha fazla kurulum yapılması ile hem satın alma maliyetlerinin düşmesi hem de işletme, bakım ve izleme maliyetlerinin daha ekonomik hale gelmesi sağlanacak. Tüm bunların yanı sıra, yeni yönetmelikle, finans kuruluşlarının sektöre daha kolay kredi verebilecekleri değişiklikler de söz konusu. Yönetmelikle, OSB ve dağıtım şirketlerinin trafo kapasitelerini yılda dört defa, belli aylarda kendi internet sitelerinde yayınlanmak suretiyle açıklamak zorunda olması ise, sektörde planlama ve yatırım açısından yatırımcıya bir öngörü sağlayacağı için olumlu karşılandı.

LİSANSLI ÜRETİM

2016 Yılı Ocak Ayı Sonu İtibariyle Kurulu Gücü (MW) 73,227 olarak gerçekleşti:

  • Eüaş santrallari 20.322 (%27,75)
  • İşletme hakkı devredilen santrallar 946 (%1,29)
  • Otoprodüktör santrallar 26 (%0,04)
  • Serbest üretim şirketi santralları 43.520 (%59,43)
  • Yap işlet devret santralları 2.309 (%3,15)
  • Yap işlet santralları 6.102 (%8,33)

LİSANSSIZ ÜRETİM

2016 Yılı Ocak Ayı Sonu İtibariyle Lisanssız Elektrik Kurulu Gücü 395,46 MWe olarak gerçekleşti:

  • Biyokütle 29,27 (%7,40)
  • Doğal gaz 36,47 (%9,22)
  • Güneş (Fotovoltaik) 321,25 (%81,24)
  • Güneş (Yoğunlaştırılmış) 1,7 (%0,43)
  • Hidrolik 0,5 (%0,13)
  • Rüzgar 6,27 (%1,59)

Bu arada son 10 yıl içinde elektrik üretim kapasitesi, doğalgaz ithalatı ve enerji tüketiminden her biri yaklaşık iki kat artış gösterdi. Bu gelişme ile birlikte elektrik enerjisi üretiminde kamunun payı yaklaşık yüzde 35 seviyelerine düşerken, özel sektörün payı yaklaşık iki kat artışla yüzde 38’den yüzde 65 seviyelerine yükseldi. Aynı zamanda kamunun elindeki dağıtım şirketlerinin ve hizmetlerin özelleştirilmesi tamamlanarak, bu alanda önemli bir atılım gerçekleşmiş oldu. Güneş enerjisinde büyük bir potansiyel barındıran Türkiye’de sektör olma yönünde,  Türkiye’nin güneş enerjisinde 2020 yılında lisanslı ve lisanssız toplam 5-6 bin MW’lık kurulu güce sahip olacağı görüşünde. Rüzgarda kurulu güçte yıllık 4 bin MW’a ulaşacağı tahmin edilmektedir.

Yenilebilir enerjinin bir diğer önemli alanını ise rüzgar enerjisi oluşturuyor. Türkiye, rüzgarda her yıl 500 MW santrali işletmeye almaya başladı. Ancak Türkiye enerji ihtiyacı göz önüne alındığında rüzgar enerjisi yatırımları yeterli henüz yağılmamaktadır. 64 bin megawatt’lık enerji kurulu gücüne sahip Türkiye’nin enerji kapasitesinin yüzde 3 ila yüzde 4’ünü rüzgar enerjisi oluşturuyor. 10 yıl içinde enerji kurulu gücünün 100 bin MW’a çıkması hedeflenirken, bunun yüzde 20’sinin rüzgar enerjisinden oluşması bekleniyor. Bu durumda 2023’te Türkiye’de 20 bin MW’lık rüzgar hedefine ulaşılırsa, yapılan hesaplara göre üretilen toplam elektriğin yüzde 18 ila yüzde 20’si rüzgardan elde edilmiş olacak.

Sektörün Güçlü Tarafları

  • Dünyanın en yüksek petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip ülkelere yakınlık
  • Hidroelektrik santral kurulumuna corafi uygunluk
  • Güneş enerjisine için uygun iklim şartları
  • Jeotermal kaynakların uygunluğu

Sektörün Zayıf Tarafları

  • Enerji politikalarındaki zafiyetler
  • Ham petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki volatilite
  • Nükleer enerji kullanımı konusunda fikir ayrılıkları
  • Dışa bağımlılık