Gıda ve İçecek

Son 10 yılda önemli bir başarı grafiği sergileyen Türk gıda ve içecek sanayi, gayrisafi milli hasıla içerisinde 300 milyar liraya yaklaşan payı, yaklaşık 40 bine ulaşan işletmesi ve ortalama 450 bini aşan çalışanıyla ülkenin en dinamik ve üretken sektörlerinden biri konumda bulunmaktadır. Sektörde ortalama kapasite kullanım oranı da yüzde 60 ila 70 arasında bulunduğundan kullanım oranlarının düşük ve verimliliğin görece az olmasının nedenleri arasında ise plansız üretim, tarım ve sanayi arasındaki entegrasyon yetersizliği gösterilmektedir.

Türkiye’nin 2023 vizyonu doğrultusunda belirlenen hedefleri gerçekleştirmek için sektör Türkiye Gıda Dernekleri Federasyonu (TGDF) öncülüğünde gıda güvenliği, inovasyon, tarım-sanayi entegrasyonu, mevzuat ve rekabet, istihdam, tüketici refahı ve sürdürülebilirlik gibi alanlarda uzun dönemli stratejik öncelikler belirlemiş bulunuyor. Bu öncelikler kapsamında hayata geçirilen projelerin de etkisiyle sektör ihracatını her geçen gün artırıyor. Gıda ve içecek sanayinin ihracatı 2011 yılında yaklaşık 8.9 milyar dolar seviyesinden 2012 yılında 9.5 milyar dolara yükseldi. TÜİK ihracat verilerine göre, Türkiye’nin 2012 yılında toplam ihracatı 153 milyar dolar olarak gerçekleşti. İhracatın yaklaşık yüzde 10’luk kısmını gıda ürünleri ve içecek, tarım ve hayvancılık ile balıkçılık alanlarında yapılan üretim oluşturuyor. Son 10 yıldaki gelişmelerden sonra Türkiye, dünyanın 17’nci büyük ekonomisi olurken, aynı zamanda 10 milyar dolara yaklaşan gıda ve içecek ihracatıyla dünyanın en büyük 15’inci ihracatçısı konumunda bulunuyor.

Genel tüketici eğilimlerindeki sağlıklı ve dengeli beslenme trendinin etkisiyle son yıllarda Türkiye’de de organik tarım ve gıda ile tohumculuk alanlarının yükselen yatırım alanları haline geldi. Son dönemde özellikle kentleşmenin yoğun olduğu bölgelerde sağlıklı yaşam bilincinin gelişmesiyle birlikte organik gıdaya olan talebin artması Türkiye’deki gıda işletmelerini de bu alanda yatırım yapmaya itiyor. Organik tarım ve gıda konusunda dünya genelinde de yükselen bir trend hakim. Organik Tarım Ulusal Eylem Planı’na (2013-2016) göre, özellikle Kuzey Amerika, Avrupa ve Japonya’da 20 yıldır organik ürünlere olan talep düzenli biçimde artıyor. Organik tarımın gelişimine 2010 yılı sonu itibarıyla bakıldığında dünyada organik tarım alanı 37.04 milyon hektar büyüklüğe ulaştı. Bu alanın dağılımına bakıldığında ise yüzde 33’ünün Okyanusya’da, yüzde 27’sinin Avrupa ve yüzde 23’ünün ise Latin Amerika’da olduğu görülüyor. Dünyada organik gıda pazarının dünya organik tarım ticaretine ve iç pazar tüketimine konu olan değeri 59 milyar doları buluyor. Bu değerin yüzde 45’i ABD tarafından gerçekleştiriliyor ve Amerika’yı Almanya, Fransa, İngiltere izliyor. İsviçre, Danimarka, Almanya, ABD gibi ülkeler ise kişi başına en çok organik ürün tüketilen ülkeler arasında sayılabilir.

Yiyecek ve içecek ürünleri imalatı, hem süreç üretimi (örneğin, malzemelerin işlenmesi) hem de ayrık üretimi (örneğin, ambalaj) içerebilir. Sonuç olarak yiyecek ve içecek şirketleri, operasyonel verimliliklerini arttırmak için, karma veri tipli kurumsal kaynak planlama (ERP) çözümlerine ihtiyaç duyabilir. ERP sistemlerinin yanı sıra, aynı zamanda perakendeciler de olan yiyecek ve içecek üreticileri için mağazacılık sistemleri (MSs) ve satış noktası sistemleri de gereklidir.